Direnme kararından önce sanığa son sözünün sorulmaması, direnmenin gerekçesiz olması

Ceza Genel Kurulu         2014/35 E.  ,  2016/49 K.

“İçtihat Metni”

Kararı Veren

Yargıtay Dairesi : 14. Ceza Dairesi

Mahkemesi : Ağır Ceza

Sanık …’un mağdure …’a yönelik çocukların cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı TCK’nun 103/1-b, 103/2, 103/6, 43/1, 62 ve 63. maddeleri uyarınca 14 yıl 2 ay hapis, şikâyetçi sanık ….’ya yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan aynı kanunun 109/2, 109/3-b, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak Yazının devamını oku »

Genel kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dolandıcılık; borca senet verilmesi, resmi belgede sahtecilik; kuşkudan sanık yararlanır

21. Ceza Dairesi         2015/3966 E.  ,  2015/4725 K.
“İçtihat Metni”

Tebliğname No : 11 – 2012/130908
MAHKEMESİ : İzmir 19. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 23/11/2011
NUMARASI : 2011/360 (E) ve 2011/762 (K)
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik, dolandırıcılık
Yazının devamını oku »

Genel kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çocuğun cinsel istismarı, mağdurenin yaşını tahminde hata

CİNSEL

Ceza Genel Kurulu         2013/812 E.  ,  2014/130 K.

ÇOCUĞUN CİNSEL İSTİSMARI

MAĞDURENİN YAŞINI TAHMİNDE HATA

KİŞİYİ HÜRRİYETİNDEN YOKSUN KILMA

CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 308

TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 30

TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 43

TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 62

TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 103

TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 434

 

“İçtihat Metni”

Sanık Y.. S..’in çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı TCK’nun 103/2, 43 ve 62. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise aynı kanunun 109/1, 109/3-f, 109/5 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10.02.2009 gün ve 428-39 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 16.04.2013 gün ve 10590-4554 sayı ile;

“Nüfus kaydına göre 25.12.1991 doğumlu olup suç tarihinde 15 yaş içerisinde olan ve henüz bu yaşı ikmal etmeyen mağdure ile sanığın anlaşarak birlikte kaçıp sanığın Çanakkale ilindeki evinde yaklaşık 5 gün birlikte yaşadıkları, burada sanık ile mağdurenin kendi istekleri ile sanıkla birden fazla ilişkiye girdikleri, daha sonra resmi olarak evlendikleri, iki tane çocuklarının olduğu ve evliliğin de halen devam ettiği olayda; sanığın, mağdurenin kendisine 17 yaşında olduğunu söylediğini ve bu nedenle onu 17 yaşında bildiğini, mağdurenin annesi müştekinin de kızının gerçekte 17 yaşında olduğunu, ancak nüfusa küçük yazdırıldığını beyan etmeleri, Adli Tıp Kurumunun kimi raporlarında bazen hormon gelişimi ve beslenme gibi nedenlerle kemik yaşının kayıtlı yaşından farklılık gösterebileceği belirtilmesi karşısında, TCK’nın 30. maddesi hükümlerine göre hata halinin mevcut olup olmadığının tespiti için mağdurenin suç tarihi itibarıyla görünüm olarak 15 yaşından küçük olduğunun anlaşılıp anlaşılamayacağı, içinde bulundukları sosyal ve kültürel durumları da dikkate alınarak sanığın mağdurenin yaşı konusunda hataya düşmesinin mümkün olup olmadığı araştırılarak mahkemenin dosyadaki tüm verilerle birlikte kendi gözlemini de tespit edip, gerekirse bu konuda bilirkişi incelemesi de yaptırılmak suretiyle tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 20.06.2013 gün ve 158380 sayı ile;

“…Sanığın mağdurenin yaşını 17 olarak bildiğine ilişkin savunmasının, mağdurenin yaşına itiraz olarak değerlendirilebileceği, ancak mağdurenin 15 yaşını doldurmadığı ve kaçınılamaz bir hatanın da söz konusu olmadığı olayda TCK’nun 30. maddesindeki hata hallerinin mevcut olmadığı, Yüksek 14. Ceza Dairesinin uygulamaları incelendiğinde; 15 yaşından küçük mağdureler ile rızasıyla cinsel ilişkide bulunan ancak bilahare mağdure ile resmi evlilik yapan veya birlikte yaşamaya devam eden ve ortak çocukları olan sanıklar ile alakalı davalarda, mağdurenin görünüm itibariyle 15 yaşından küçük olduğunun anlaşılıp anlaşılamayacağı hususunun, TCK’nun 30. maddesi bağlamında değerlendirilmesi gerektiğinden bahisle bozma kararları verildiği görülmektedir. 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunundaki 434. madde benzeri bir düzenlemenin 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda bulunmaması karşısında, aile birliğini sağlamaya matuf bir uygulamanın hukuki olmaktan ziyade vicdani olarak değerlendirildiği kanaati uyandırmaktadır. Aynı durumda olup da resmi evlilik gerçekleştirmeyen sanıklar yönünden haksızlık oluşturabilecek bu uygulama, cinsel saldırı veya çocukların cinsel istismarı suçunu cebir veya tehdit ile gerçekleştiren sanıklar açısından da uygulanabilirliği düşünüldüğünde, bu nitelikteki suçları işleyenlerin daha az ceza almaları veya eylemlerinin şikayete bağlı suça dönüşme ihtimali karşısında, adaletsiz ve kamu vicdanını zedeleyen kararların verilmesine yol açabileceği düşünülmektedir” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 23.10.2013 gün ve 7149-10541 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. Yazının devamını oku »

Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç tur

yağmaxxx

Sanık … hakkında yağma ve silahla tehdit suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda silahla tehdit suçundan yağma suçunun unsuru olduğu gerekçesiyle hüküm kurulmasına yer olmadığına, yağma suçundan ise 5237 sayılı TCK’nun 149/1-a-d, 168/1-3, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.08.2010 gün ve 205-366 sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 31.03.2015 gün ve 1223-38958 sayı ile onanmasına karar verilmiş,

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 10.07.2015 gün ve 234837 sayı ile;

“Mağdure 19.02.2009 tarihli kolluk ifadesinde ‘1 yıldır arkadaşı olan sanığın olay günü saat 09.00 sıralarında evinin zilini çaldığını kapıyı açtığında sanığın kendisine saldırarak ‘evde kim var lan orospu öldürüceğim seni’ diyerek elindeki silah kabzesiyle vurduğunu, kendisini savunmaya çalışırken elinde bulunan cep telefonunu zorla aldığını ve telefonu açmaya çalıştığını, bu sırada kendisinin aşağıya inerek kaçtığını ve polise giderek şikayetçi olduğunu, işyerine gittiğinde yine sanığın ‘sana müsaade veriyorum bu şehri terket, etmezsen bu gece seni kesin öldürürüm’ diyerek tehdit ettiğini’ beyan ederek şikayetçi olmuştur.

Sanık kolluktaki ifadesinde ‘1,5 yıldır birlikte olduğu arkadaşı mağdure ile 1 haftadır görüşmediğini bu konuyu konuşmak için evine gittiğinde içeriye davet ettiğini, görüşmeme konusunda tartıştıklarını, aralarında yaşanan arbede sonrası mağdurenin evden kaçtığını, telefonunu almadığını, kendisini tehdit etmediğini’ beyan etmiştir.

Mağdure Cumhuriyet savcılığındaki 11.03.2010 tarihli ifadesinde, sanığın, telefonunu hasarsız olarak dün teslim ettiğini belirterek kolluktaki ifadeleri doğrultusunda beyanda bulunmuştur. Yazının devamını oku »

Sahte fatura suçundan sorumlu kişi

359 FAİL

sahtexxxxx

  1. Ceza Dairesi         2015/2982 E.  ,  2015/8334 K.

“İçtihat Metni”

Tebliğname No           : 11 – 2012/198730

MAHKEMESİ : İstanbul 55. Asliye Ceza Mahkemesi

TARİHİ : 26/01/2012

NUMARASI      : 2008/998 (E) ve 2012/29 (K)

SUÇ     : 213 Sayılı Kanuna Aykırılık

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

I-Katılan kurum olan A.. V.. vekilinin temyiz itirazının incelenmesinde;

Suçtan doğrudan doğruya zarar görmediği ve bu nedenle davaya katılma hakkı bulunmadığı halde mahkemece kanuna aykırı gerekçeyle kamu davasına katılan olarak kabulünün, A.. V..’ na bu niteliği ve dolayısıyla Kanun yoluna başvurmak hak ve yetkisini kazandırmadığı anlaşıldığından, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. ve 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddeleri uyarınca tebliğnameye aykırı olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE,

II-Sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

1-Tüzel kişilerde vergi kanunları yönünden sorumluluk 213 sayılı Kanun’un 10 ve 333. maddelerinde düzenlenmiş olup, 359 ile 360. maddelerde öngörülen cezaların, bu fiilleri işleyenler hakkında hükmolunacağı belirtilmiştir.

Tüzel kişilerin birden fazla kanuni temsilcisi olduğunda suç, eylem ve fikir birliği içinde işlenmemişse sorumluluk, cezanın şahsiliği ilkesine bağlı olarak temsil yetkisinin bölüşümündeki ağırlık ve sınırlar dikkate alınarak, suçun şekil sorumlusu yerine ayrıntısını bilen ve oluşumunda rolü olan temsilciye aittir. Yazının devamını oku »

Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı

Çeke karşılıksız işlemi yapılmasından sonra hamilin talepte bulunması halinde C. Savcılığı çek hesabı sahibine çek hesabı açma ve çek düzenleme yasağı kararı verir.

Çek yasağı kararı UYAP aracılığıyla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına elektronik ortamda bildirilir.

Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararına karşı Kabahatler Kanununun kanuna göre itiraz yoluna gidilebilir.

Çek Düzenleme ve Çek Hesabı Açma Yasağı Kararının Kalkması Yazının devamını oku »

Özel Belgede Sahtecilik

Hukuken hüküm ifade eden bir belge olması zorunluluğu

  1. Ceza Dairesi         2015/7640 E.  ,  2016/2061 K.
    “İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : ….Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Özel belgede sahtecilik

Gerekçeli karar başlığına sehven “2012” olarak yazılan suç tarihinin, suça konu kira sözleşmesinin Vergi Dairesine sunulduğu “10.08.2009” ve suça konu su abonelik sözleşmesinin imzalandığı “11.03.2010” tarihleri olarak mahallinde düzeltilmesi mümkün görülmüştür.
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
1-Katılanlara ait dükkanı kiralayan sanığın, katılan ……..in bilgisi ve rızası dışında yerine imza atmak suretiyle sahte olarak hazırladığı kira sözleşmesini 10.08.2009 tarih, 12720 sayılı işe başlama dilekçesi ekinde …. Vergi Dairesi’ne sunmaktan ve 11.03.2010 tarihinde katılan …. adına …. Belediye Başkanlığına başvurup, sahte su abone sözleşmesi hazırlamaktan ibaret fiilleri, her ne kadar zincirleme şekilde işlenmiş tek suç kabul edilerek, özel belgede sahtecilik suçundan mahkumiyet hükmü verilmiş ise de;
Özel belgede sahtecilik suçundan bahsedilebilmesi için, öncelikle bir özel belgenin sahte olarak düzenlenmesi veya gerçek bir özel belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi ve kullanılmış olması gerekmektedir. Belge, yerleşik Yargıtay İçtahatlarında da belirtildiği üzere; “hukuki bir hüküm ifade eden, bir hakkın doğumuna, bir olayın kanıtlanmasına yarayan yazılar” dan oluşur. Belgenin oluşması için, bu yazıların “kağıt” üzerine yazılması ile başka bir “eşya” üzerine (örneğin ağaç, metal levha, araba vs.) yazılması arasında fark bulunmamaktadır.
Kullanılan belgenin, hukuki bir hüküm ifade etmemesi, bir hakkın doğumuna ya da bir olayın kanıtlanmasına yaramaması durumunda ise belgede sahtecilik suçları açısından “bir belgenin varlığından”, dolayısıyla suçun “maddi unsurunun oluştuğundan” söz edilemez.

KARARIN DEVAMI

Genel kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »
%d blogcu bunu beğendi: