İmar Kirliliğine Neden Olma

İmar Kirliliğine Neden Olma

MADDE 184 - (1) Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(4) Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır.

(5) Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.

(Ek fıkra: 5377 – 29.6.2005 / m.21) (6) İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanmaz.

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2010/9713

K. 2012/7321

T. 28.3.2012

• İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU ( Mevcut Bina İçerisinde Herhangi Bir Taşma Olmaksızın Binanın Bölümleri Ayrılarak Bina Vasfını Taşımayan Değişiklikler Yapılmasının Bu Suçu Oluşturmayacağı )

• BİNA VASFI ( İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu – Yapılan Ruhsatsız Bölümün Bina Vasfında Bulunmasının Suçun Unsuru Olduğu )

5237/m.184

ÖZET : TCK. nun 184. Maddesinde yapılan ruhsatsız bölümün bina vasfında bulunması gerektiği suçun unsuru olarak kabul edilmiştir. Mevcut bina içerisinde herhangi bir taşma olmaksızın binanın bölümleri ayrılarak bina vasfını taşımayan değişiklikler yapılmasının bu yasa maddesi kapsamında kabul edilmesi mümkün olmadığından, sanığın beraatine karar verilmesi hukuka uygundur.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen imar kirliliğine neden olmak eylemine ilişkin beraat hükmü temyiz edilmekle ,başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ,belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

SONUÇ : Eyleme ve yükletilen suça yönelik katılan B… Belediye Başkanlığı vekilinin temyiz ididaları yerinde görülmediğinden tebliğnameye aykırı olarak TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA, 28.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YEREL MAHKEME İLAMI

SUÇ TARİHİ : 19.01.2007

İDDİANAME : Yukarıda açık kimliği yazılı bulunan şüphelinin kiracı sıfatıyla bulunduğu Sunullah Mahallesi … adresindeki işyerine ruhsat ve eklerine aykırı olarak asma kat inşaa ettiği, suça konu yapının 3194 Sayılı İmar Kanunun 5. maddesinde belirtilen bina tanımına uyduğu, binanın yıkılmadığı gibi, eski haline de getirilmediği,inşaatın tamamlandığı, belediye sınırları içerisinde bulunduğu,böylelikle şüphelinin atılı suçu işlediği tüm soruşturma dosyası kapsamından anlaşılmakla; Şüphelinin mahkemenizce yargılanmasının yapılarak TCK 184/1 maddesi gereği hapis cezası ile cezalandırılmasına, hakkında TCK 53/1-2 maddesinde belirtilen hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına karar verilmesi kamu adına talep ve iddia olunur.19/11/2007

MAHKEME KARAR GEREKÇESİ:

Sanık hakkında her ne kadar kiracı sıfatı ile bulunduğu … adresindeki işyerine ruhsat ve eklerine aykırı olarak asma kat inşa ettiğinden bahisle TCK. Nun 184/1. Maddesi gereğince cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmış ise de, mahkemece yapılan keşif mahallinde yapılan gözlemler ve dosyaya sunulan bilirkişi raporundan anlaşılacağı üzere, sanık tarafından kiracı sıfatı ile kullanılan dükkan içerisinde bulunan asma katın arka yola bakan galeri boşluğuna ilave döşeme yapılarak asma kat alanına dahil edilmiş, ancak yapılan işlemlerin hepsinin daha önce mevcut dükkan alanı içerisinde yapıldığı, bu büyütmenin bina dışına taşmadığı ve diğer ana yapının ortak yerler kapsamına giren bölümlerine tecavüz etmediği, bağımsız bölüm hacmi içinde bir değişiklik yapıldığı ve bağımsız bölümün dış noktaları olan hacminin dışına bir taşma yapılmadığı, yapılan bölümlerin bu hali ile imar mevzuatına aykırı ise de, TCK. Nun 184. Maddesinde belirlenen bina vasfında kabul edilemeyeceği, TCK. nun 184. Maddesinde söz konusu yapılan ruhsatsız bölümün bina vasfında bulunması gerektiği suçun unsuru olarak kabul edilmiştir. Mevcut bina içerisinde herhangi bir taşma olmaksızın binanın bölümleri ayrılarak bina vasfını taşımayan değişiklikler yapılmasının bu yasa maddesi kapsamında kabul edilmesinin mümkün görülmediği anlaşılmakla, sanığın müsnet suçtan beraatine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM : Gerekçesi Yukarıda Açıklanan Nedenler İle;

Sanık hakkında her ne kadar imar kirliliğine neden olmak suçu nedeni ile cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmış ise de, sanığa isnat edilen suçun unsurları itibari ile oluşmadığı anlaşılmakla, müsnet suçtan CMK. 223/2-a. maddesi gereğince sanığın BERAATİNE dair 06.03.2008 tarihinde karar verilmiştir.

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2010/4248

K. 2012/3567

T. 22.2.2012

• KAMU DAVASININ DÜŞÜRÜLMESİ (İmar Kirliliğine Neden Olma Suçunda 5237 S.K. Md.184/5 Uyarınca – Katılan Lehine Dilekçe Yazım Ücretine Hükmolunamayacağı)

• DİLEKÇE YAZIM ÜCRETİ (Kamu Davasının Düşürülmesine Karar Verildiği – 5271 S.K. Md. 327/1’e Aykırı Şekilde Katılan Lehine Dilekçe Yazım Ücretine Karar Verilemeyeceği)

5237/m.184/5

5271/m.327/1

ÖZET : Sanık hakkında açılan kamu davasının TCK.nun 184/5. maddesi uyarınca düşürülmesine karar verildiğinden katılan lehine dilekçe yazım ücretine hükmolunmaması gerekir.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi:

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede ;

Sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Sanık hakkında açılan kamu davasının 5237 sayılı TCK.nun 184/5. maddesi uyarınca düşürülmesine karar verildiği halde, Yargıtay CGK’nun 31.01.2012 tarihli ve 2011/258-8 esas/karar sayılı kararı karşısında 5271 sayılı Yasanın 327/1. maddesine aykırı biçimde katılan lehine dilekçe yazım ücretine hükmolunmaması gerekeceği lüzumu,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, katılan Çeşme Belediye Başkanlığı vekilinin temyiz iddiaları bu nedenle yerinde ise de, bu aykırılık, yeniden duruşma yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte bir yanılgı olduğundan, temyiz edilen kararın açıklanan noktası tebliğnameye uygun olarak, ” katılan lehine dilekçe yazım ücretine hükmedilmesine” ilişkin kısmın hüküm fıkrasından çıkartılmak suretiyle DÜZELTİLMEK ve başkaca yönleri Yasaya uygun bulunan hüküm, bu bağlamda ONANMAK suretiyle 5320 sayılı Yasanın 8/1.madde ve fıkrası aracılığıyla 1412 sayılı CYY.nın 322.maddesi uyarınca davanın esasına, 22.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2010/6463

K. 2012/3058

T. 16.2.2012

• İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU ( Sanığın Cami Binasına İlave Olarak Tek Katlı Betonarme Bina İnşa Ettiği ve Binanın 12.10.2004 Tarihinden Sonra Yapıldığının Saptanması Karşısında Sanığın Eyleminin Yeni Bir Bina İnşa Niteliğinde Olduğu)

• İLAVE TEK KATLI BETONARME BİNA İNŞA ETMEK ( Sanığın Aşamalarda Değişmeyen Savunması ve Savunmayı Doğrulayan Yapı Tatil Zaptı ve Binanın 12.10.2004 Tarihinden Sonra Yapıldığının Saptanması Karşısında Sanığın Eyleminin Yeni Bir Bina İnşa Niteliğinde Olduğu – İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu)

• BİNA NİTELİĞİ OLMAYAN YAPI ( İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu – Sanığın Eyleminin Yeni Bir Bina İnşa Niteliğinde Olduğu Gözetilmeden Yapının Bina Niteliği Taşımadığı Biçimindeki Yasal ve Yeterli Olmayan Gerekçe İle Beraat Kararı Verilemeyeceği)

5237/m.184

ÖZET : Sanığın cami binasına ilave olarak tek katlı betonarme bina inşa ettiğine ilişkin aşamalarda değişmeyen savunması ve savunmayı doğrulayan yapı tatil zaptı ve binanın 12.10.2004 tarihinden sonra yapıldığının saptanması karşısında, sanığın eyleminin yeni bir bina inşa niteliği olduğu gözetilmeden yapının bina niteliği taşımadığı biçimindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile beraat kararı verilmesi hukuka aykırıdır.

DAVA : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi:

KARAR : Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Sanığın cami binasına ilave olarak 6×20 ebadında tek katlı betonarme bina inşa ettiğine ilişkin aşamalarda değişmeyen savunması ve savunmayı doğrulayan 12/03/2007 tarihli yapı tatil zaptı ve binanın 12/10/2004 tarihinden sonra yapıldığının saptanması karşısında, sanığın eyleminin yeni bir bina inşa niteliği olduğu gözetilmeden anılan yapının bina niteliği taşımadığı biçimindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile beraat kararı verilmesi,

SONUÇ : Yasaya aykırı ve katılan K…Belediye Başkanlığı vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak hükmün BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 16.02.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2011/4-255

K. 2012/16

T. 7.2.2012

• İMAR KİRLİLİĞİNE SEBEP OLMAK ( Sanığın Ruhsata Aykırı Olarak Yaptığı Binayı Yıkması Sebebiyle Kamu Davasının Düşmesine Karar Verildiği – Katılan Lehine Hükmolunacak Vekalet Ücreti de Dahil Olmak Üzere Yargılama Giderlerinden Sanığın Sorumlu Tutulması Olasılığı Bulunmadığı)

• YARGILAMA GİDERLERİ ( İmar Kirliliğine Sebep Olmak – Kamu Davasının Düşmesine Karar Verildiği/Katılan Lehine Hükmolunacak Vekalet Ücreti de Dahil Olmak Üzere Yargılama Giderlerinden Sanığın Sorumlu Tutulması Olasılığı Bulunmadığı)

• KAMU DAVASININ DÜŞMESİNE KARAR VERİLMESİ ( Katılan Lehine Hükmolunacak Vekalet Ücreti de Dahil Olmak Üzere Yargılama Giderlerinden Sanığın Sorumlu Tutulması Olasılığı Bulunmadığı)

• KIYAS ( Ancak Genel Nitelikteki Hükümler Bakımından Söz Konusu Olup 327. Maddenin İse İstisnai Bir Hüküm Olması Nedeniyle Kıyas Yoluyla da Olsa Maddenin Kapsamının Genişletilmesinin Olanaklı Olmadığı)

5271/m.325/1,327

5237/m.184/5

ÖZET : İmar kirliliğine sebep olma suçundan açılan kamu davasında, sanığın ruhsata aykırı olarak yaptığı binayı yıkması sebebiyle 5237 Sayılı T.C.K.nın 184/5. maddesi uyarınca kamu davasının düşmesine karar verilmiştir. 5271 Sayılı C.M.K.nın 325/1. maddesi gereğince, ancak ceza veya güvenlik tedbirine mahkumiyet halinde yargılama giderlerinin sanığa yükletilmesi olanaklı olup, sanık hakkında açılan kamu davasının düşmesine karar verilmiş olduğundan, katılan lehine hükmolunacak vekalet ücreti de dahil olmak üzere yargılama giderlerinden sanığın sorumlu tutulması olasılığı bulunmamaktadır.

Ceza Yargılaması Hukukunda kıyasın olanaklı olduğu, bu itibarla kıyas yoluyla anılan Kanunun 327. maddesi uyarınca sanığın katılan lehine hükmolunacak vekalet ücreti de dahil olmak üzere yargılama giderlerinden sorumlu tutulması gerektiği ileri sürülebilir ise de; kıyas ancak genel nitelikteki hükümler bakımından söz konusu olup, 327. maddenin ise istisnai bir hüküm olması nedeniyle, kıyas yoluyla da olsa maddenin kapsamının genişletilmesi olanaklı değildir.

DAVA : İmar kirliliğine sebep olma suçundan sanık S. Y.hakkındaki kamu davasının 5237 Sayılı T.C.K.nın 184. maddesinin 5. fıkrası uyarınca düşmesine, katılan kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden 120 lira dilekçe yazım ücretinin sanıktan alınarak katılana verilmesine ve yapılan yargılama giderlerinin hazine üzerinde bırakılmasına dair Çeşme Asliye Ceza Mahkemesince verilen 11.5.2007 gün ve 512-341 Sayılı hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 15.6.2011 gün ve 12164-8438 sayı ile;

“… C.M.K.’nun 325/1. maddesine göre, sanık cezaya ve güvenlik tedbirine mahkum edilmesi halinde yargılama giderlerini öder. Beraat eden veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen sanığa ise yargılama giderleri yükletilemez. Kural böyle olmakla birlikte, C.M.K.nın 327/1. maddesi uyarınca, beraat eden veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen sanık, kendi kusuruyla yargılama giderlerine yol açmış ise, bu giderlerin ona yükletilmesi gerekir. Anılan maddenin gerekçesine göre, hakkında kamu davası açılan sanık savsama veya kusuru veya bilirkişi veya tanıkların dinleneceği ya da yüzleştirileceği oturuma katılmaması nedeniyle, işlemlerin yenilenmesine yol açmış veya kendisini suçlaması gibi nedenlerden dolayı hakkında davanın açılmasına sebebiyet vermiş ise, yapılan giderlerden sorumlu tutulur.

Söz konusu maddenin gerekçesinde belirtilere davanın açılmasına sebebiyet verme halleri sınırlı biçimde belirtilmiş değildir. ‘Gibi’ sözcüğüne yer verilmekle, sanığın ‘kendisini suçlaması’ dışında, başka davranışlarıyla da davanın açılmasına sebebiyet verebileceği kabul edilmiş olmaktadır.

Somut olayımızda sanık, mevcut binanın bitişiğinde ruhsatsız olarak zemin ve 1. kattan oluşan bina niteliğinde ilave inşaat yapması sebebiyle imar kirliliğine sebep olmak suçundan hakkında dava açıldıktan sonra, yargılama sırasında ilave inşaatı bütünüyle yıktırmak suretiyle imar planına ve ruhsata uygun hale getirdiği ve yerel mahkemenin ise, T.C.K.nın 184. maddesinin 5. fıkrasında öngörülen etkin pişmanlık hükümleri uyarınca davayı düşürdüğü görülmektedir. Bu hususta bir isabetsizlik yoktur. Ancak yerel mahkemenin, sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmediği gerekçesiyle katılan yararına vekalet ücreti tayin etmeyip dilekçe ücretine hükmetmesi aykırıdır.

Belediye Başkanlarının ruhsatsız yapıları ruhsata uygun hale getirme ya da yıktırma yoluna gitmedikleri takdirde, ceza sorumlulukları vardır. Davaya katılma ve görevlendirdikleri avukatların da davayı takip zorunluluğu bulunmaktadır. Olayımızda belediye başkanlığı davaya katılmış, vekili ise davayı takip ederek, çaba, emek ve mesai sarf etmek suretiyle üzerine düşen görevi ifa etmiştir. Bunun karşılığı olarak da belediye, avukatına vekalet ücreti ödemektedir. Bu ödemenin sanıktan tahsili gerekir. Davanın düşürülmüş olması, durumu değiştirmemektedir.

Şöyle ki; yerel mahkeme sanığın ikrar ve savunmasıyla bağlı değildir. Gerçeği araştırması ve savunmaya karşın suçun oluşmadığı sonucuna ulaşması halinde beraat kararı vermelidir. Bu takdirde elbette sanığa yargılama gideri yükletilemez. Ancak yerel mahkeme imar kirliliği eyleminin kanıtlandığını ve suçun işlendiğini kabul etmiş, fakat sanığın pişman olup kirliliği ortadan kaldırması sebebiyle davanın düşürülmesine karar vermiştir. Artık burada sanığın, şikayetten vazgeçme, uzlaşma veya zamanaşımı sebebiyle düşmelerde söz konusu olan masumiyet karinesinden faydalanması olanaksızdır. Sanığın suçu sabittir ve karar da mahkumiyet kararı niteliğindedir.

Bu sebeple mahkumiyette olduğu gibi, kendisine doğrudan yargılama giderleri yükletilmelidir. En azından sanık, hakkında dava açılmadan önce binayı yıktırmamakla, davanın açılmasına, katılanın vekil atayıp ona ücret ödemesine ve vekilin de emek sarf etmesine yol açması sebebiyle kusurludur. Kusuru öngören C.M.K.nın 327/1. maddesinde düşme kararlarını kapsamadığı ileri sürülmekte ise de, etkin pişmanlık hallerinde C.M.K.nın 223/4-a maddesinde kural olarak ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi öngörülmüşken, ayrık olarak T.C.K.nın 184/5. maddesinde davanın düşürülmesinden söz edilmiş ise de, özünde sanık cezadan bağışık tutulmuş bulunmaktadır. Kaldı ki ceza muhakemesi hukukunda kıyas geçerlidir ve genişletici yorum da mümkündür. Beraat halinde dahi, sanığa kusurlu hareketlerinden doğan yargılama giderleri ödetiliyorsa, hakkında etkin pişmanlığı sebebiyle düşme kararı verilen sanığa ödetilmesinden doğal bir şey olamaz.

Vekalet ücretinin yargılama gideri olduğu kadar aynı zamanda kişisel bir hak olduğunu, kamu hizmeti yapan avukatın geçimini bu yolla temin ettiğini unutmamak gerekir. Sorun cezai değil hukukidir. Bu sebeple kıyas ve yorum yasağı söz konusu olamaz, huyy’nın 94/2 maddesinde paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Davadan feragat veya davayı kabul eden taraf, dava açılmasına sebebiyet vermesi nedeniyle, mahkum olmuş gibi yargılama giderlerini ödemektedir. Örneğin; davalı ssk, dava devam ederken davacıya maaş bağlamış ya da kiracı kira bedelini ödemiş olması nedenleriyle davalar konusuz kalmış olsa bile, davalının davacıya yargılama giderlerini ödemesi öngörülmektedir. Hukuk dairelerinde bu hususlarda bir duraksama yoktur. Kaldı ki; T.C.K.nın 74/2-3. madde ve fıkrasında da kamu davasının veya cezanın düşmesinin, şahsi hakları, uğranılan zararların tazminini ve yargılama giderlerini etkilemeyeceği açıkça belirtilmiştir.

Katılanın uğradığı zararlar giderilmediği ve vekilinin sarf ettiği emek ve mesaisinin karşılığı verilmediği takdirde, onlardan bir deprem bölgesi olan ülkemizdeki kaçak yapılarla mücadele etmelerini nasıl bekleyebiliriz. Vekalet ücreti verilmemesi hakkaniyet ve adalet ilkesine uygun değildir.

Bu durumlar karşısında; katılan yararına vekalet ücreti yerine dilekçe yazım ücreti tayin edilmesi,

Yasaya aykırı, katılan Çeşme Belediyesi vekilinin temyiz iddiaları bu sebeple yerinde ise de, bu aykırılık, yeniden duruşma yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte bir yanılgı olduğundan, temyiz edilen kararın açıklanan noktası tebliğnameye aykırı olarak, hüküm fıkrasından ‘ancak sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmediğinden avukatlık ücret tarifesinin 1. kısım 1. bölümünde yer alan dilekçe ücreti olan 120 ytl’nin sanıktan alınarak müdahile verilmesine’ ifadesinin çıkartılması, yerine ‘Karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesine göre 450 TL vekalet ücretinin sanıktan alınarak katılana verilmesine’ ibaresinin eklenmesi…” suretiyle düzeltilerek ONANMASINA oyçokluğuyla karar verilmiş,

Daire Üyesi H.T. Gökcan; “…T.C.K.nın 184/5. maddesi uyarınca düşme kararı verildiğinde katılan yararına vekalet ücretine hükmedilemeyeceği…” görüşüyle karşı oy kullanmıştır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 16.8.2011 gün ve 211777 sayı ile;

“… Yerel Mahkeme dosyası incelendiğinde, sanık hakkında 5237 Sayılı T.C.K.nun 184. maddesi uyarınca imar kirliliğine sebep olma suçundan kamu davası açıldığı, sanığın dava açılmasından sonraki bir tarihte davaya konu edilen ruhsata aykırılığı yıkım yoluyla giderdiği ve yerel mahkemece T.C.K.nun 184/5. maddesinde yer alan ‘Kişi, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı ya da yaptırdığı binayı imar planına veya ruhsatına uygun hale getirmesi halinde …açılmış olan kamu davası düşer’ düzenlemesi uyarınca açılmış bulunan kamu davasının düşürülmesine, katılan yararına dilekçe yazım ücretine hükmedilmesine ve yapılan yargılama giderinin hazine üzerinde bırakılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

Kararın temyiz incelemesi sırasında oyçokluğu ile karar verilmesine sebep olan sorun, T.C.K.nun 184/5. maddesinde yer alan düzenlemenin niteliği, düşme kararı verilmesi halinde sanığın yargılama giderinden sorumlu tutulup tutulamayacağı, vekalet ücretinin yargılama giderinden sayılıp sayılamayacağı ve C.M.K.nun 327. maddesiyle H.U.M.K.nun 94. maddesi hükmünün olaya kıyas yoluyla uygulanıp uygulanamayacağı noktalarında toplanmaktadır.

C.M.K.nun duruşmanın sona ermesi ve hüküm başlıklı 223. maddesinin 4. fıkrasında, ‘işlenen fiilin suç olma özelliğini devam ettirmesine rağmen; etkin pişmanlık dolayısıyla faile ceza verilmemesi hallerinde, ceza verilmesine yer olmadığı kararı verileceği,’ 8. fıkrada ise Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı… halinde, davanın düşmesine karar verileceği düzenlenmesine yer verilmiştir. Bu bağlamda T.C.K.nun 184/5. maddesinde yer alan düzenlemenin bir etkin pişmanlık niteliği taşıdığı ileri sürülebilir ise de, kanun koyucunun anılan durumda verilecek kararı ‘ceza verilmesine yer olmadığı kararı’ yerine ‘düşme kararı’ olarak tercih etmekle ruhsata aykırılığın giderilmesini, tipik bir etkin pişmanlık durumu olarak nitelendirmediği, daha ziyade bir soruşturma ve kovuşturma şartı olarak düzenlediği anlaşılmaktadır.

C.M.K.nun 324. maddesinde ise yargılama giderlerinin kapsamı belirlenmiştir. Harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama gideridir. Bu hükme göre, vekalet ücretinin de yargılama gideri kapsamında bulunduğu hususunda kuşku bulunmamaktadır. Ancak bu durum onun şahsi hak niteliğini de ortadan kaldırmamaktadır.

Durumun bu şekilde tespit edilmesi karşısında, mahkemece sanık hakkında açılan kamu davası sonunda düşme kararı verilmesi halinde, yargılama giderinin ne şekilde tahsil edileceğine dair olarak C.M.K.nun 324 ve devamı maddeleri ile T.C.K.nun 74. maddesinin irdelenmesine ihtiyaç bulunmaktadır.

Ceza Muhakemesi Kanunun anılan hükümlerine bakıldığında düşme kararı verilmesi halinde yargılama giderinin sanıktan tahsil edilip edilmeyeceği yönünde açık bir hüküm bulunmadığı, ancak, sanığın yükümlülüğü başlıklı 325. maddesinde, cezaya veya güvenlik tedbirine hükmedilmesi halinde, bütün yargılama giderlerinin sanığa yükletileceği, 327. maddesinde ise hakkında beraat ya da ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen kişinin sadece kendi kusurundan ileri gelen giderleri ödemeye mahkum edileceği şeklinde düzenleme yapıldığı görülmektedir.

Türk Ceza Kanunun ‘dava veya cezanın düşmesinin etkisi’ başlıklı 74. maddesinin 2. ve 3. fıkralarında ise şöyle bir düzenleme yer almaktadır:

( 2) Kamu davasının düşmesi, malların geri alınması ve uğranılan zararın tazmin edilmesi için açılan şahsi hak davasını etkilemez.

( 3) Cezanın düşmesi şahsi haklar, tazminat ve yargılama giderlerine dair hükümleri etkilemez. Ancak genel af halinde yargılama giderleri de istenemez.

Hükümde yer alan düzenlemeden de açıkça anlaşıldığı gibi, kamu davasının düşmesi halinde, bu durumdan sadece malların geri alınması hali ile davaya konu olay sebebiyle uğranılan bir zarar varsa bunun tazmini için açılan hukuk davası etkilenmeyecek, yani davaya devam edilebilecek, ancak mahkumiyet kararı verildikten sonraki bir tarihte cezanın düşmesine karar verilmiş ise bu takdirde düşme kararı verilmiş olması şahsi hakkın istenmesine ve yargılama giderinin tahsiline engel bir durum oluşturmayacaktır. Başka bir deyişle yargılama gideri ve şahsi hak ancak cezanın düşmesine karar verilmesi halinde istenebilecektir. O halde, anılan hükümlerin mevhumu muhalifinden kanun koyucunun kamu davasının düşmesine karar verilmesi halinde sadece açılan hukuk davası ve malların geri istenmesi ile sınırlı düzenleme yaptığını, şahsi hak ve yargılama giderinin sanıktan tahsiline karar verileceği yönünde somut bir düzenleme yapmayarak bu yöndeki iradesini ortaya koyduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Düzenlemenin ‘Türk Ceza Kanunu hükümleri arasında yer alması da bu hükmün aynı zamanda bir usul hükmü olması niteliğini de ortadan kaldırmamaktadır. Başka bir deyişle kanunda bu konuda bir boşluk olduğu ve kıyas yoluyla bu boşluğun doldurulmasının gerekliğinden söz edilemeyecektir.

Somut olayla ilgili olarak yasal bir boşluk olduğu kabul edilirse, C.M.K.nun 327. maddesiyle H.U.M.K.nın 94/2. maddesinin kıyas yolu ile uygulanabilirliğinin vesonuçlarının da ayrıca tartışılması gerekmektedir.

Ceza Muhakemesi Hukukunda kıyas kural olarak serbesttir, ancak sınırlayıcı düzenleme yapan hükümler ile istisnai düzenleme yapan hükümler kıyas yolu ile genişletilemez. Kanımızca, yargılama giderinin ne olduğunu, kime, hangi hallerde ve ne şekilde yükletileceğine dair C.M.K.nun 324 ve devamı maddeleri istisnai hükümler olup kıyas yolu ile genişletilmesi mümkün değildir. C.M.K.nun 327. maddesi, başlığında hükmü, beraat ve ceza verilmesine yer olmadığına dair verilen kararlar yönünden istisnai olarak saymış ve sınırlamıştır. 5237 Sayılı T.C.K.nun 184/5. maddesinin hükmün uygulanması koşulu halinde verilmesini öngördüğü karar düşme kararı olduğuna göre, düşme kararı verilmesi halinde C.M.K.nun 327. maddesinin kıyas yolu ile uygulama olanağı da bulunmamaktadır.

Kaldı ki, hükmün gerekçesine bakıldığında, sanığın kusurluluk durumunun da kamu davası açıldıktan sonraki bir dönemde gerçekleşmesi haline özgü olmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Gerekçede ‘…hakkında kamu davası açılmış olan kişi, savsama ve kusuruyla bilirkişi ve tanıkların dinleneceği veya yüzleştirme yapılacak duruşmaya katılmaması ve bu işlemlerin yenilenmesinin gerekmesi, kendisini suçlama gibi nedenlerden kaynaklanan giderlerden sorumludur.’ denilmektedir. O halde suça konu ruhsatsız binayı dava açılmazdan önce ruhsata uygun hale getirmemenin bu madde kapsamında sanığa bir kusur olarak izafe edilmesi de kanunun ruhuna aykırı olacaktır. Aksi durumun düşünülmesi ve yapılan düzenlemenin H.U.M.K.nun 94. maddesine paralel bir düzenleme getirildiğinin savunulması da mümkün görülmemektedir.

H.U.M.K.na göre, yargılama giderleri kural olarak davada haksız çıkan ( aleyhine hüküm verilen) tarafa yükletilir. H.U.M.K.nun 94. maddesinde ise davanın feragat veya kabul ile sonuçlanması hallerinde durum özel olarak düzenlenmiştir. Maddenin 1. fıkrasında davadan feragat eden veya davayı kabul eden tarafın mahkum olmuş gibi yargılama giderini ödemekle yükümlü olduğu hususunda genel bir düzenleme yapıldıktan sonra, 2. fıkrasında hakkaniyet kuralları gözetilerek bu genel kuralın istisnası getirilmiş ve hal ve durumu ile aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermemiş ve ilk oturumda davayı kabul etmiş olan davalının yargılama giderine mahkum edilemeyeceği kabul edilmiştir. Anılan düzenlemede davasından feragat eden davacının aslında dava açmakta haksız olduğu karinesinden hareket edilmiş, davayı kabul eden davalının ise aslında haksız çıktığı anlaşılsa bile dava açılmasaydı da edimini yerine getireceği karinesinden hareketle eğer dava açılmasına kendi hal ve hareketleri ile sebebiyet vermemiş ve hiç bir işlem yapılmadan davayı ilk oturumda kabul etmiş ise yargılama giderinden sorumlu olmaması gerektiği düşünülmüştür. Dolayısıyla bu düzenlemeden aksi bir çıkarım yapılarak kendi kusuru ile dava açılmasına sebebiyet veren sanık hakkında yasada öngörülen koşul gerçekleştiğinde verilen düşme kararı sebebiyle yargılama gideri ve vekalet ücretinden sorumluluğunun bulunduğunu kabul etmek de mümkün görünmemektedir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi tarafından verilen düzelterek onama kararı ile ilgili irdelenmesi gereken başka bir husus da, vekalet ücretinin şahsi hak niteliği baki kalmak üzere yargılama gideri olmasına karşın, yerel mahkemece verilen kararda yargılama giderinin hazine üzerinde bırakılmasına kısımla ilgili olarak bir bozma yapılmamasıdır. Zira eğer sanığın somut olayda C.M.K.nun 327. maddesine göre yargılama giderinden sorumluluğu kabul ediliyorsa, yargılama giderinin Devlet Hazinesi tarafından yapılanlar ile davaya katılan tarafın vekil tutması sebebiyle yaptığı gider olarak ayrılmadan tüm giderlerin sanıktan tahsil edilmesine karar verilmesi gerekir. Aksi bir durum C.M.K.nun 324. maddesine aykırı olacaktır.

Anılan değerlendirmelerin ışığında Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 15.6.2011 tarih ve 2009/12164 Esas-2011/8438 Karar sayılı ilamında yerel mahkemece 5237 Sayılı T.C.K.nun 184/5. maddesi uyarınca verilen düşme kararı sebebiyle katılan lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği noktasına ilişen düzeltilerek onama kararında isabet bulunmamaktadır…”,

Görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak Özel Daire kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün düzeltilerek ONANMASINA karar verilmesi isteminde bulunmuştur. Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; kamu davasının 5237 Sayılı Kanunun 184/5. maddesi uyarınca düşmesine karar verilmesi halinde, sanığın yargılama giderlerinden sorumlu tutulup tutulmayacağı ile buna bağlı olarak yerel mahkemece katılan yararına dilekçe yazım ücretine hükmedilmesinin ve Özel Dairece katılan yararına maktu vekalet ücreti yerine dilekçe yazım ücretine hükmedilmesi” aykırılığı yönünden hükmün düzeltilerek ONANMASINA karar verilmesinin isabetli olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.

İncelenen dosya içeriğine göre,

10.4.2006 gün ve 18 Sayılı Yapı Tatil Zaptına göre, sanığın Bayalık Mahallesi 5631 ada 3 parsel numarada bulunan bağımsız bölüm binasına bitişik ve ruhsat projesine aykırı olarak bina yaptığının belirlendiği,

Çeşme Belediye Başkanlığı vekilinin 27.4.2006 tarihinde şikayette bulunduğu,

Sanığın 30.6.2006 tarihinde C. Başsavcılığınca alınan ifadesinde, yapı tatil zaptı tebliğ edilince yaptırmış olduğu ek bölümü yıktırdığını ve eski hale getirdiğini, Belediyece de buna dair bir yazı hazırlandığını belirttiği,

Çeşme Belediye Başkanlığının 17.7.2006 tarihli yazısı ile yıkım işleminin kısmen gerçekleştirildiği, kolonlar ve döşemenin yıkıldığı, ancak zemin kattaki parapetler, yan duvarlar ve zemin kat üstü parapetlerin yıkılmadığının bildirildiği,

Çeşme C.Başsavcılığının 6.10.2006 gün ve 491-359 Sayılı iddianamesi ile sanık hakkında imar kirliliğine sebep olma suçundan 5237 Sayılı T.C.K.nın 184/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemi ile kamu davası açıldığı,

Şikayetçi Belediye Başkanlığının ilk oturumda istem üzerine davaya katılmasına karar verildiği ve katılan vekilinin oturumlara iştirak ettiği,

Sanığın 20.12.2006 tarihinde mahkemece alınan savunmasında mevcut durumu yıkarak eski hale getirdiğini bildirdiği,

Yerel mahkemece 18.1.2007 tarihinde yapılan keşif sonrası yüksek mimar bilirkişi Uğur Karamanoğlu’nun düzenlediği 11.2.2007 tarihli raporda, ek binanın ( terasın) yıkılarak projeye uygun hale getirildiği ve teras çevresinde, zeminde ve 1. katta var olan mevcut parabetlerin imara aykırı olmadığının belirtildiği,

Aynı Bilirkişinin 21.4.2007 tarihli ek raporunda da mimari proje ve imara aykırılığın bulunmadığının açıklandığı,

30.4.2007 tarihinde yapılan 2. keşif sonrası mimar bilirkişi Mustafa Acar tarafından düzenlenen 7.5.2007 tarihli raporda da; teraslar, betonarme kolon ve parabet kalınlıklarının projeye uygun olduğu ve aykırı olan bina kısmının da yıkılarak giderilmiş olduğunun bildirildiği,

Yargılama sonucunda, sanık hakkında açılan kamu davasının T.C.K.nın 184/5. maddesi uyarınca düşmesine ve katılan lehine dilekçe yazım ücretine hükmedilirken, yargılama giderlerinin hazine üzerinde bırakılmasına karar verildiği,

Düşme hükmünün katılan vekili tarafından vekalet ücreti ve yargılama giderleri yönünden temyiz edildiği,

Özel Dairece esasın incelenmesi sonucunda düşme kararında bir isabetsizlik görülmeyip hükmün vekalet ücreti yönünden düzeltilerek ONANMASINA karar verildiği,

Anlaşılmaktadır.

Düşme kararlarının 5271 Sayılı C.M.K.nın 223. maddesi uyarınca hüküm niteliğinde ve 5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 Sayılı cyuy’nın 305. maddesi uyarınca da temyiz yasa yoluna tabi olduğunda; 25.5.1935 gün ve 111-7 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca hükmün tamamlayıcı bir parçası niteliğinde bulunan yargılama giderlerinin de temyiz denetimine açık olacağında, ayrıca yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden düşme hükmünün katılan vekili tarafından temyiz edilmesinde hukuki yararı bulunduğunda bir uyuşmazlık ve duraksama olmayan somut olayımızda, Özel Dairece hükmün esası incelenip, düşme kararında bir isabetsizlik görülmeyerek, vekalet ücreti yönünden düzeltilerek ONANMASINA karar verildiği görülmektedir.

Yargılama giderleri 5271 Sayılı C.M.K.nın 324 ila 330. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, anılan Kanunun 324. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama giderleridir” şeklindeki düzenleme ile yargılama giderlerinin kapsamı; Kanunun “Sanığın Yükümlülüğü” başlıklı 325. maddesinin 1. fıkrasında yer alan; “Cezaya veya güvenlik tedbirine mahkum edilmesi halinde, bütün yargılama giderleri sanığa yüklenir” şeklindeki düzenleme ile de kural olarak, ancak cezaya veya güvenlik tedbirine hükmolunması halinde sanığın yargılama giderlerinden sorumlu olacağı belirlenmiştir.

Anılan Kanunun “Beraat veya Ceza Verilmesine Yer Olmadığı Kararı Verilmesi Halinde Gider” başlıklı 327. maddesinin 1. fıkrası ise; “Hakkında beraat veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen kişi, sadece kendi kusurundan ileri gelen giderleri ödemeye mahkum edilir” şeklinde düzenlenmiş olup, fıkranın açık hükmünden de anlaşılacağı üzere, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi halinde sanık ancak, kendi kusurundan ileri gelen giderlerden sorumlu olacaktır.

Madde gerekçesinde kendi kusurundan ne anlaşılması gerektiği; “hakkında kamu davası açılmış olan kişi savsama ve kusuruyla bilirkişi veya tanıkların dinleneceği veya yüzleştirme yapılacak duruşmaya katılmaması ve bu işlemlerin yenilenmesinin gerekmesi, kendisini suçlama gibi nedenlerden kaynaklanan giderlerden sorumludur” şeklinde açıklanmıştır.

5271 Sayılı Ceza Yargılaması Yasasının yargılama giderlerine dair bölümünde, anılan Kanunun 223/8. maddesi uyarınca verilen düşme kararlarında sanığın yargılama giderlerinden sorumlu olup olmayacağı ya da hangi hallerde sorumlu tutulacağına dair bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

Yasanın 327. maddesinde yalnızca beraat veya ceza verilmesine yer olmadığına kararları verilmesi halinde yargılama giderlerinin kimden ve ne suretle tahsil edileceği düzenlenmiş olduğundan, anılan Kanunun 223/8. maddesi uyarınca verilen düşme hükümlerinde yargılama giderlerinden kimin sorumlu tutulacağı anılan madde hükümleri uyarınca değil, aynı Kanunun 325. maddesi hükmü uyarınca belirlenmelidir.

Bu açıklamalar ışığından somut olay değerlendirildiğinde;

İmar kirliliğine sebep olma suçundan açılan kamu davasında, sanığın ruhsata aykırı olarak yaptığı binayı yıkması sebebiyle 5237 Sayılı T.C.K.nın 184/5. maddesi uyarınca kamu davasının düşmesine karar verilmiştir.

5271 Sayılı C.M.K.nın 325/1. maddesi gereğince, ancak ceza veya güvenlik tedbirine mahkumiyet halinde yargılama giderlerinin sanığa yükletilmesi olanaklı olup, sanık hakkında açılan kamu davasının düşmesine karar verilmiş olduğundan, katılan lehine hükmolunacak vekalet ücreti de dahil olmak üzere yargılama giderlerinden sanığın sorumlu tutulması olasılığı bulunmamaktadır.

Ceza Yargılaması Hukukunda kıyasın olanaklı olduğu, bu itibarla kıyas yoluyla anılan Kanunun 327. maddesi uyarınca sanığın katılan lehine hükmolunacak vekalet ücreti de dahil olmak üzere yargılama giderlerinden sorumlu tutulması gerektiği ileri sürülebilir ise de; kıyas ancak genel nitelikteki hükümler bakımından söz konusu olup, 327. maddenin ise istisnai bir hüküm olması nedeniyle, kıyas yoluyla da olsa maddenin kapsamının genişletilmesi olanaklı değildir.

Öğretide bu konuyla ilgili şu görüşler mevcuttur.

“Ceza Muhakemesi hukukunda, kural olarak kıyas yapılabilir. Ancak, ceza muhakemesi hukukunda da yasallık ilkesinin bir sonucu olarak kıyasa başvurulmasının sınırları vardır. Şu hallerde kıyas ( benzetme) yolu ile boşluk doldurulamaz: 1- sınırlayıcı hükümlerin sözkonusu olması, 2- istisnai hükümlerin söz konusu olması” ( Centel/Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 7. Bası, sf. 49), ” Oysa ceza muhakemesi hukukunda üç noktada kıyas engellenmiştir; bu üç noktada artık kanunilik ilkesi, ceza muhakemesinde çok etkin bir rol oynamaya başlamıştır ve kıyas yasaktır. Bunlar sınırlayıcı ve istisnai normlar ile koruma tedbirlerine dair düzenlemelerdir” ( Ünver, Yener- Hakeri, Hakan,Ceza Muhakemesi Hukuku, 5. Bası, sf. 26)

Kaldı ki, 327. maddenin düşme kararı verilmesi halinde de uygulanma olasılığı bulunduğu kabul edilse dahi, katılan lehine hükmolunacak vekalet ücretinin sanığın kusurundan kaynaklanan bir gider olarak kabulü olanaklı olmadığı gibi, dosya kapsamına göre sanığın kusurundan kaynaklanan bir gider de bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle; kamu davasının 5237 Sayılı Kanunun 184/5 maddesi uyarınca düşmesine karar verildiği durumda, sanık yargılama giderlerinden sorumlu tutulamayacağından, yerel mahkemece katılan yararına dilekçe yazım ücretine hükmedilmesi ve Özel Dairece “katılan yararına maktu vekalet ücreti yerine dilekçe yazım ücretine hükmedilmesi” sebebiyle hükmün düzeltilerek ONANMASINA karar verilmesi isabetli değildir.

Bu itibarla, itirazın kabulüne, Özel Daire düzelterek onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün katılan lehine dilekçe yazım ücretine hükmolunması isabetsizliğinden BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu konuda, 1412 Sayılı cyuy’nın, 5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 322. maddesi gereğince karar verilmesi olanaklı olduğundan, dilekçe yazım ücretine dair bölümün çıkarılması suretiyle hükmün düzeltilerek ONANMASINA karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Genel Kurul Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmıştır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1-) Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne,

2-) Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 15.6.2011 gün ve 12164-8438 Sayılı düzeltilerek onama kararının kaldırılmasına,

3-) Çeşme Asliye Ceza Mahkemesi’nin 11.5.2007 gün ve 512-341 Sayılı hükmünün katılan lehine dilekçe yazım ücretine hükmolunması isabetsizliğinden BOZULMASINA,

Ancak, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu konuda, 1412 Sayılı cyuy’nın, 5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 322. maddesi gereğince karar verilmesi olanaklı olduğundan, hüküm fıkrasından dilekçe yazım ücretine dair bölümün çıkarılması suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün düzeltilerek ONANMASINA,

4-) Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 07.02.2012 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: