Güveni Kötüye Kullanma

Güveni Kötüye Kullanma

MADDE 155 - (1) Başkasına ait olup da, (Ek ibare: 5377 – 29.6.2005 / m.18) “muhafaza etmek veya” belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.

T.C.

YARGITAY

15. CEZA DAİRESİ

E. 2011/11975

K. 2012/33541

T. 3.4.2012

• GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇU ( Müştekinin Rızası İle Suça Sürüklenen Çocuğa Cep Telefonunu Görüşmesi İçin Verdiği – Hırsızlık Suçundan Hüküm Kurulamayacağı )

• CEP TELEFONUNUN KULLANILMASI İÇİN VERİLDİĞİNDE ÇALINMASI ( Güveni Kötüye Kullanma Suçu Oluşucağı )

• SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK ( İbaresinin Kullanılması Gerekmesine Rağmen Duruşmalarda Gerekçeli Karar Başlığında ve Kararda Sanık Kelimesinin Kullanılmasının Hukuka Aykırı Olduğu )

5237/m.31/2, 141, 155

5395/m.3/a-2

ÖZET : Müştekinin suça sürüklenen çocuğun istemesi üzerine cep telefonunu görüşme yapması için çocuğa rızaen verdiğinin anlaşılması karşısında; cep telefonunun zilyedliğinin, belli süre için müşteki tarafından suça sürüklenen çocuğa devredilmiş olması nedeniyle eylemin güveni kötüye kullanmak suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin hırsızlık suçundan mahkumiyetine karar verilmesi ve kabule göre de güvenlik tedbirine karar verilen çocuk hakkında suça sürüklenen çocuk ibaresinin kullanılmasının gerekmesine rağmen duruşmalarda, gerekçeli karar başlığında ve kararda sanık kelimesinin kullanılması hukuka aykırıdır.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Suça sürüklenen çocuğun atılı suçu işlediği iddia olunan tarihte onbeş yaşını doldurmuş olup onsekiz yaşını doldurmadığı anlaşılmakla tebliğnamedeki suça sürüklenen çocuğun fiilin anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığına ilişkin bilirkişi raporu alınması gerektiği yönündeki görüşe iştirak edilmemiştir.

Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almak, hırsızlık suçunun temel şeklidir. Taşınır malın alınmasının suç oluşturabilmesi için, zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir.

Güveni kötüye kullanma suçunda ise, başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere ziyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi, şikayet üzerine, cezalandırılmaktadır. Zilyetlik rızayla faile devredilmelidir.

Olayın gelişimine göre; müştekinin suça sürüklenen çocuğun istemesi üzerine suça konu cep telefonunu görüşme yapması için suça sürüklenen çocuğa rızaen verdiğinin anlaşılması karşısında; cep telefonunun zilyedliğinin, belirli bir süre için müşteki tarafından suça sürüklenen çocuğa devredilmiş olması nedeniyle eylemin güveni kötüye kullanmak suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin hırsızlık suçundan mahkumiyetine karar verilmesi,

Kabule göre ise;

5395 Sayılı yasanın 3/a.2. Maddesi gereği kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuk hakkında suça sürüklenen çocuk ibaresinin kullanılmasının gerekmesine rağmen duruşmalarda, gerekçeli karar başılığında ve kararda sanık kelimesinin kullanılması,

Suça sürüklenen çocuğun atılı suç tarihinde onbeş yaşını doldurmuş olup onsekiz yaşını doldurmadığı halde 5237 Sayılı TCK madde 31/3′ün uygulanması gerekirken TCK madde 31/2 gereğince cezasından indirim yapılması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 03.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

15. CEZA DAİRESİ

E. 2011/23971

K. 2012/7309

T. 8.2.2012

• KULLANMA HIRSIZLIĞI SUÇU ( Otoparkta Çalışan İşçinin Kendisine Teslim Edilmeyen Aracı Geçici Süre Kullandığı – Kullanma Hırsızlığı Suçunun Oluşacağı )

• GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA ( Failin Bir Malın Zilyedi Olması Gereği – Malı Veriliş Gayesinin Dışında Elinden Çıkararak Yarar Sağlaması Gerektiği )

• OTOPARKTA SANIĞA TESLİM EDİLMEYEN ARACIN SANIK TARAFINDAN ÇALINMASI ( Güveni Kötüye Kullanma Suçunu Değil Kullanma Hırsızlığı Suçunu Oluşturacağı )

5237/m. 146, 155

ÖZET : Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekir. Müştekiye ait otoparkta işçi olarak çalışan sanığın, katılan tarafından otoparka bırakılan ve kendisine teslim edilmeyen katılana ait otomobili terminale kolisini götürmek amacı ile otoparktan çıkarıp otopark sahibinin ve katılanın rızası olmadan alıp geçici bir süre kullanıp iade edilmek üzere işlediği eyleminin kullanma hırsızlığı suçunu oluşturduğunun gözetilmelidir.

DAVA VE KARAR : Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.

Somut olayda;

Müşteki A. P.’na ait otoparkta işçi olarak çalışan sanığın, katılan tarafından otoparka bırakılan ve kendisine teslim edilmeyen katılana ait otomobili terminale kolisini götürmek amacı ile otoparktan çıkarıp otopark sahibinin ve katılanın rızası olmadan alıp geçici bir süre kullanıp iade edilmek üzere işlediği eyleminin TCK’nun 146.maddesinde belirtilen kullanma hırsızlığı suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi,

Kabule göre de, suç tarihi itibariyle uygulanan Kanun maddesindeki adli para cezasının alt sınırının beş tam gün karşılığı olduğu gözetilmeden yazılı şekilde fazla ceza tayini,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu seplerden dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 08.02.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

15. CEZA DAİRESİ

E. 2011/11375

K. 2012/7048

T. 6.2.2012

• CEP TELEFONUNUN GÖRÜŞME YAPILMA BAHANESİYLE ALINIP ÇALINMASI ( Telefon Mağdurdan Alındıktan Sonra Çekmediği Belirtilerek Uzaklaşılarak Suça Sürüklenen Çocuğa Mağdurun Telefonunun Verildiği – Dolandırıcılık Suçu Oluştuğu )

• DOLANDIRICILIK SUÇU ( Telefonunun Şarjının Bittiği ve Hastalarının Olduğu Bahanesiyle Mağdurdan Cep Telefonun İstendiği – Çekmediği Bahanesiyle Mağdurun Yanından Uzaklaşarak Telefonunun Suça Sürüklenen Çocuğa Verildiği Eylem )

• UZLAŞMA ( Suçun Uzlaşma Kapsamında Olduğu – Taraflardan Birinin Reşit Olmaması Halinde Uzlaşmanın Kanuni Temsilcilere Sorulması Gerektiği )

5237/m.31/3, 50, 155, 157

ÖZET : Mağdurun cep telefonunu, kendi rızasıyla kısa süreliğine de olsa, kendi telefonunun şarjının bittiği söylenerek ve hastalarının olduğu bahanesiyle istenmesi, telefon alındıktan sonra, çekmediği belirtilerek, mağdurun yanından uzaklaşılması ve bu şekilde mağdurun iradesinin fesada uğratılması sonucu, telefonun suça sürüklenen çocuğa verilmiş olması nedeniyle, eylem dolandırıcılık suçu kapsamında kalmaktadır. Atılı suçun, uzlaşma kapsamında bulunduğu dikkate alınarak, taraflardan birinin reşit olmaması halinde, uzlaşmanın kanuni temsilcilere sorulması gerektiği gözetilmeden, sadece mağdur çocuğa sorulmakla yetinilerek, uzlaşmanın usulüne uygun uygulanmaması hukuka aykırıdır.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Mağdurun cep telefonunu, kendi rızasıyla kısa süreliğine de olsa, kendi telefonunun şarjının bittiği söylenerek ve hastalarının olduğu bahanesiyle istenmesi , telefon alındıktan sonra, çekmediği belirtilerek, mağdurun yanından uzaklaşılması ve bu şekilde mağdurun iradesinin fesada uğratılması sonucu, telefonun suça sürüklenen çocuğa verilmiş olması nedeniyle, eylemin Dolandırıcılık suçu kapsamında kaldığı dikkate alınmadan Güveni Kötüye Kullanma suçundan mahkumiyet kararı verilmesi,

Kabule göre de;

1-Nüfus kaydına göre, suç tarihinde 15-18 yaş grubunda bulunan suça sürüklenen çocuk hakkında, 5237 sayılı TCK’nın 31/3 maddesi gereğince cezasından 1/3 oranında indirim yapılması gerektiği gözetilmeden fazla ceza tayini,

2-5237 sayılı TCK ‘nın 50/3 maddesine göre; daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış bulunanların mahkûm edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezasının zorunlu olarak aynı maddenin birinci fıkrasında yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrileceği hükmü ve suça sürüklenen çocuğun sabıkasızlık durumu da gözetilmeden, yazılı şekilde TCK ‘nın 50. maddesinin suça sürüklenen çocuk hakkında takdiren uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,

3-5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 5560 sayılı kanunla değişiklikten önceki 24. maddesi gereğince, atılı suçun, uzlaşma kapsamında bulunduğu dikkate alınarak, 5271 sayılı CMK’ nın 253/4 maddesi gereğince, taraflardan birinin reşit olmaması halinde, uzlaşmanın kanuni temsilcilere sorulması gerektiği gözetilmeden, sadece mağdur çocuğa sorulmakla yetinilerek, uzlaşmanın usulüne uygun uygulanmaması,

4-Adli para cezalarının 5083 sayılı Kanun’un 1.maddesi ile 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu’nun 04.04.2007 tarih ve 2007/11963 sayılı kararının 1.maddesi uyarınca Türk Lirası ( TL ) olarak belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu nedenlerle,. 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sonuç ceza miktarı itibariyle kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, 06.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2009/22065

K. 2011/22880

T. 30.11.2011

• GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇU (Oluşup Oluşmadığının Belirlenmesi İçin Muhasebeci Olan Sanığın Şirketten Aldığı Paranın Şirketin Tasfiyesiyle İlgili Olarak Ne Kadarı Nereye Harcadığının ve Kalan Kısmını Ne Yaptığının Araştırılacağı)

• MUHASEBECİ OLAN SANIĞIN TASFİYE İŞLEMLERİNİ YAPMAK İÇİN PARA ALDIĞI (Tasfiyenin Gerçekleşmediği/Şirketten Aldığı Paranın Kendisinde Kalan Kısmını Ne Yaptığının Araştırılacağı – Sonuca Göre Beraat Edeceği ya da Güveni Kötüye Kullanma Suçu Oluşacağı)

• MESLEKİ HİZMET İLİŞKİSİNE DAYANARAK PARA ALINMASI (Şirketin Tasfiye İşlemleri İçin Muhasebeci Olan Sanığa Para Verildiği – Tasfiye İle İlgili Olarak Yapması Gereken ve Yaptığı İşlerin Neler Olduğu ve Aldığı Paranın Kendisinde Kalan Kısmını Ne Yaptığının Araştırılacağı)

3568/m.33

5237/m.155/2

ÖZET : Serbest muhasebeci sanığın, yakınanın müdürü olduğu şirketin tasfiye işlemlerini yapmak için yazılı sözleşme imzalamadan anlaştığı, yakınandan farklı tarihlerde şirketin ilgili kurumlara olan borcunu ödemek amacıyla para aldığı, paranın bir kısmını talimata uygun olarak kullanmasına karşın bir kısmını üzerinde tuttuğu ve tasfiyeyi gerçekleştirmediği dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır. Bu durumda sanığın şirketin tasfiyesiyle ilgili olarak yapması gereken ve yaptığı işlerin neler olduğu ve yakınandan tasfiye işlerinde kullanılmak üzere aldığı paranın kendisinde kalan kısmını ne yaptığının gerektiğinde uzman bilirkişi incelemesi yaptırılarak araştırılması ve tüm kanıtlar birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekir.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi:

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Meslek odasına kayıtlı olarak faaliyet gösteren serbest muhasebeci sanığın, yakınanın müdürü olduğu şirketin tasfiye işlemlerini yapmak için herhangi bir yazılı sözleşme imzalamadan anlaştığı yakınandan farklı tarihlerde şirketin ilgili kurumlara olan borcunu ödemek amacıyla para aldığı, paranın bir kısmını talimata uygun olarak kullanmasına karşın bir kısmını üzerinde tuttuğu ve tasfiyeyi gerçekleştirmediği dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır. Bu durumda sanığın şirketin tasfiyesiyle ilgili olarak yapması gereken ve yaptığı işlerin neler olduğu ve yakınandan tasfiye işlerinde kullanılmak üzere aldığı paranın kendisinde kalan kısmını ne yaptığının gerektiğinde uzman bilirkişi incelemesi yaptırılarak araştırılması ve tüm kanıtlar birlikte değerlendirilerek sonucuna göre;

a) Sanığın, tasfiye işlemleri nedeniyle yapılması gereken tüm işlemleri mesleğinin ve şirketle yaptığı anlaşmanın gereklerine uygun olarak yerine getirdiği ve savunmasındaki gibi kendisinde kalan para üzerinde kullanım amacı dışında tasarrufta bulunmadığı saptanır ise beraatine karar verilmesi,

b) Sanığın, (a) bendinde belirtilen biçimde davranmadığı ve eylemin suç oluşturduğu kanaatine ulaşıldığı takdirde ise sanığın 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik , Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Yasasının 33. maddesine dayanarak Türmob Genel Kurulunda alınan 26/10/1996 tarih ve 1996/1 sayılı mecburi meslek kararlarına ilişkin genelgede belirtilen yasağa uymadan vergi dairesi, SSK ve benzeri kurumlara ödeme yapmak üzere aldığı para, görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş veya gözetimiyle yükümlü olduğu mal olarak değerlendirilemeyeceğinden zimmet suçunun unsurlarının oluşmayacağı ancak mesleki hizmet ilişkisine dayalı olarak sözü edilen paranın alınmasının TCY.nın 155/2. maddesindeki suçu oluşturup oluşturmadığının tartışılması, gerekirken eksik soruşturma ve yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması,

SONUÇ : Yasaya aykırı ve katılanın temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 30.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: