5237 sayılı TCK madde 105 Cinsel Taciz

Cinsel Taciz

MADDE 105 - (1) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikayeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına hükmolunur.

(2) Bu fiiller, hiyerarşi veya hizmet ilişkisinden kaynaklanan nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle ya da aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlendiği takdirde, yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur işi terk etmek mecburiyetinde kalmış ise, verilecek ceza bir yıldan az olamaz. (Değişik 2. fıkra: 5377 – 29.6.2005 / m.13) (2) Bu fiiller; hiyerarşi, hizmet veya eğitim ve öğretim ilişkisinden ya da aile içi ilişkiden kaynaklanan nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle ya da aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlendiği takdirde, yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise, verilecek ceza bir yıldan az olamaz.

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2010/5-237

K. 2010/242

T. 30.11.2010

• CİNSEL TACİZ ( Hükümde Yasa Yoluna Başvurunun Yanlış Belirtildiği/Sanığın Yokluğunda Verilen Hükmün Yanlış Yasa Yolu İle Bildirimiyle Sanığa Tebliğ Edilerek Kesinleştirildiği – Kararın Usulüne Uygun Olarak Sanığa Bildirilmesi Gerektiği )

• YASA YOLUNA BAŞVURU HAK VE YETKİSİ BULUNANLARIN YANILTILMASI ( Kararın Usulüne Uygun Olarak Sanığa Bildirilmesi Gerektiği – Tebliğden Sonra Sanığın Temyiz Yasa Yoluna Başvurması Halinde Temyiz İncelemesinin Yapılması Gereği )

• YASA YARARINA BOZMA ( Hükümde Yasa Yoluna Başvurunun Yanlış Belirtildiği/Kararın Usulüne Uygun Olarak Sanığa Bildirilmesi Gerektiği – Tebliğden Sonra Sanığın Temyiz Yasa Yoluna Başvurması Halinde Temyiz İncelemesinin Yapılması Gereği/Yasa Yararına Bozma Kararının Reddedileceği )

5237/m.105

ÖZET : Cinsel taciz suçunda; uyuşmazlık, Yasa yararına bozma konusu yapılan hükümün kesin nitelikte olup olmadığı ve buna bağlı olarak da, hükümün kesinleşip kesinleşmediğinin belirlenebilmesine ilişkindir. Somut olay değerlendirildiğinde, temyiz yasayolu açık olan hükümün kesin nitelikte olduğu belirtilerek, yasa yollarına başvuru hak ve yetkisi bulunanlar yanıltılmış, yoklukta verilen hüküm, bu yanılgılı yasa yolu bildirimiyle sanığa tebliğ edilerek kesinleştirilmiştir. Kararın, geçerli yasayolu bildirimini de içeren meşruhatla birlikte sanığa tebliğ edilmesi, tebliğden sonra sanığın temyiz yasa yoluna başvurması halinde temyiz incelemesinin yapılması, başvurmaması halinde ise kesinleşen karardaki hukuka aykırılıkların yasa yararına bozma yolu ile incelenmesi zorunlu olup, Özel Dairece, henüz kesinleşmemiş olan hükme yönelen yasa yararına bozma başvurusunun reddine karar verilmesi gerekir.

DAVA : Sanığın cinsel taciz suçundan, 5237 Sayılı T.C.K.nın 105/1, 62 ve 52. maddeleri uyarınca 75 tam gün karşılığı 1.500 lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve bu cezanın taksitlendirilmesine, 5237 Sayılı T.C.K.nın 58/6 maddesi gereğince hükmolunan cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, mükerrir sanık hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına ilişkin, Akçakale Sulh Ceza Mahkemesince kesin olarak verilen 28.3.2008 gün ve 18-22 Sayılı hükme karşı Adalet Bakanlığınca yasa yararına bozma isteminde bulunulması üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 23.9.2010 gün ve 8070-6827 sayı ile;

“… Sanığın üzerine atılı cinsel taciz suçundan 1.500.00 Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına…”, şeklinde hüküm kurulmuş ise de; kararın gerekçe ve hüküm kısmında asgari hadden ceza verildiğinin belirtilmesi karşısında, suçun işlendiği 24.7.2006 tarihi itibarıyla 5560 Sayılı Kanunun henüz yürürlüğe girmediği cihetle, para cezasının seçimi durumunda 5237 Sayılı T.C.K.nun 52/2. maddesi uyarınca beş gün adli para cezası üzerinden hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesinde ve 5237 Sayılı T.C.K.nun 58/6. maddesine göre tekerrür halinde hükmolunan cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesi ve aynı maddenin 8. fıkrasında yer alan mükerrirlerin mahkum olduğu cezanın infazı ile denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasının kanunda gösterilen şekilde yapılması gerektiği biçimindeki düzenlemeler doğrultusunda, 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 108/1-c maddesinde, tekerrür halinde işlenen suçtan dolayı mahkum olunan süreli hapis cezasının dörtte üçünün infaz kurumunda iyi halli olarak çekilmesi durumunda koşullu salıverilmeden yararlanılabileceği ve ancak aynı maddenin 2. fıkrasına göre, tekerrür sebebiyle koşullu salıverme süresine eklenecek miktarın tekerrüre esas alınan cezanın en ağırından fazla olamayacağına dair hükümler içerdiği nazara alındığında, mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanabilmesi için hapis cezasına hükmedilmesi gerektiği cihetle, hakkında para cezasına hükmolunan sanığın cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 Sayılı C.M.K.nun 309. maddesi gereğince bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 11.7.2010 gün ve 46085 Sayılı kanun yararına bozmaya atfen C. Başsavcılığından tebliğname ile Daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla gereği düşünüldü:

KARAR : Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarname içeriğinin yerinde olduğu anlaşıldığından, Akçakale Sulh Ceza Mahkemesi’nin 28.3.2008 tarihli ve 2007/18 Esas, 2008/22 Sayılı Kararının C.M.K.nun 309. maddesi uyarınca bozulmasına, bozma nedenine göre 6008 Sayılı Kanunla değişik C.M.K.nun 231. maddesi hükmünün değerlendirilmesi gerektiğinden, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına…”,

Karar verilmiştir.

Yargıtay C. Başsavcılığınca 11.11.2010 gün ve 180486 sayı ile;

“… İtirazın konusu olan uyuşmazlık; yasa yararına bozma konusu yapılan hükümün kesin nitelikte olup olmadığı, buna bağlı olarak da, hükümün kesinleşip kesinleşmediğinin belirlenebilmesi açısından yasa yolu bildiriminin eksiklik içerip içermediği noktasında toplanmaktadır.

1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 Sayılı Türk Ceza Yasasında, 765 Sayılı T.C.K.sisteminde yer alan “asli ceza-fer’i ceza” ayrımına yer verilmeyerek, suç karşılığı olarak uygulanabilecek yaptırımlar, ceza ve güvenlik tedbirleri şeklinde düzenlenmiştir. Cezalar, hapis ve adli para cezasından ibarettir.

Güvenlik tedbirleri ise, aynı Yasanın 53-60. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma ( madde: 53 ), eşya müsaderesi ( madde: 54 ), kazanç müsaderesi ( madde: 55 ), çocuklara özgü güvenlik tedbirleri ( madde: 56 ), akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri ( madde: 57 ), suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlar ( madde: 58 ), sınır dışı edilme ( madde: 59 ), tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri ( madde: 60 ) konularını içermektedir. Diğer yandan; 5271 Sayılı C.M.K.nın 223. maddesinde nelerin hüküm olduğu gösterilmiş, 5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen geçerliliğini sürdüren 1412 Sayılı Kanunun 305. maddesinde ise, ceza mahkemelerinden verilen “hükümlerin” temyiz yasa yoluna tabi olduğu belirtilmiştir. Buna göre mahkemelerce verilen mahkumiyet, ceza verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve davanın düşmesi kararları birer hükümdür. 223. maddenin son fıkrasında ise, “Adli yargı dışındaki bir yargı mercine yönelik görevsizlik kararı”nın da yasa yolu bakımından hüküm sayılacağı vurgulanmıştır.

Görüldüğü üzere yasamızın temyiz edilebilirlik için aradığı ilk koşul kararın hüküm niteliğinde bulunmasıdır.

Ceza Genel Kurulunun 22.11.2005 gün, 140-143 Sayılı kararı ile 5271 Sayılı C.M.K.nın 223. maddesinde belirtilen güvenlik tedbirlerine ilişkin kararların hüküm sayılacağı açıkça belirtilmek suretiyle tedbir kararlarının temyiz yeteneğinin bulunup bulunmadığı konusundaki tartışmaları sonlandırmıştır.

Yine Ceza Genel Kurulunun 15.7.2008 gün ve 174-191 Sayılı kararında da belirtildiği üzere; bir suç sebebiyle verilen karar içerisindeki cezalardan her biri ayrı bir hükmü oluşturmayıp, bu cezaların tamamı tek bir hükmü meydana getirmektedir. Bu nedenle, hükümün içerisinde birden fazla cezanın bulunması halinde sonuç itibarıyla temyize tabi olmayan bir cezanın, güvenlik tedbiri ile birlikte hükmedilmesi halinde temyizinin olanaklı hale geldiğini düşünmek zorunludur.

Öğretide de, aynı suç için temyiz edilemeyen asıl ceza ile birlikte temyiz edilebilen ek bir ceza veya şahsi hak davasında temyiz edilebilen bir karar verilmişse, hükümün temyiz edilebilirlik vasfı kazandığı belirtilmiştir. ( Kunter-Yenisey, Ceza Muhakemesi Hukuku, ikinci Kitap, 12. Bası, sh.1160 ).

Yargısal kararlarda da, öğretideki bu görüşe paralel olarak, temyizi olanaklı olmayan bir hükümle bağlantılı olarak verilen sürücü belgesinin geri alınması ( 2. Ceza Dairesinin 14.2.2008 gün, 2007/15939-2008/2524 ); cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesi ( 2. Ceza Dairesinin 19.2.2008 gün, 2007/17534 esas, 2008/2860 ) gibi tedbirlerin, hükme her yönüyle temyiz edilebilme yeteneği kazandırdığı vurgulanmıştır.

Somut olayda, sanık hakkında cinsel taciz suçundan yapılan yargılama sonunda, 5237 Sayılı T.C.K.nın 105/1, 62, 52. maddeleri uyarınca 1.500 YTL adli para cezasına hükmedilmiş; adli sicil kaydındaki hükümlülüğü sebebiyle cezanın aynı Yasanın 58/6. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, mükerrir sanık hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmiştir.

T.C.K.nın 58/6. maddesinin uygulanmış olması sebebiyle kesin nitelikte olmayan bu kararın hüküm fıkrasında “kesin” olduğu belirtilmiş; bu nedenle, yasa yollarına başvuru merci, süresi ve şekli de hiç gösterilmemiş, bu haliyle yokluğunda verilen kararın sanığa tebliğ işlemi gerçekleştirilmiştir. Bu aşamada hükümün kesinleştiğinden, yapılan bildirimin ve tebliğin geçerliliğinden söz edilmesi olanaklı değildir.

Ceza Genel Kurulunun 29.5.2007 gün, 114-113; 26.5.2009 gün ve 50-130 Sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere; 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası”nın 40/2, 5271 Sayılı C.M.K.nın 34/2, 231/3, 232/6. maddeleri gereğince, hüküm ve kararlarda, başvurulacak yasa yolu, süresi, başvuru yapılacak merci ile başvuru şeklinin anlaşılabilir nitelikte açıkça gösterilmesi zorunludur. Bunlardan bir veya birkaçının eksik ya da hatalı gösterilmesi C.M.K.nın 40. maddesi uyarınca eski hale getirme nedeni sayılır.

Öğretide “olağanüstü temyiz” olarak da adlandırılan yasa yararına bozma yasa yolunun koşulları ve sonuçları 5271 Sayılı C.M.K.nın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu yola başvurabilmenin ön koşulu hüküm veya kararın “kesinleşmiş” olmasıdır.

Olağan yasa yoluna başvurma imkanının devam ettiği somut olayda, henüz kesinleşmediği anlaşılan karara karşı yasa yararına bozma yasa yoluna başvurma olanağı bulunmamaktadır. Açıklamalar ışığında; belirtilen normlar gereğince, kararın, geçerli yasayolu bildirimini de içeren meşruhatla birlikte sanığa tebliğ edilmesi, tebliğden sonra sanığın temyiz yasa yoluna başvurması halinde temyiz incelemesinin yapılması, başvurmaması halinde ise kesinleşen karardaki hukuka aykırılıkların yasa yararına bozma yolu ile incelenmesi zorunludur. Özel Dairece, henüz kesinleşmemiş olan hükme yönelen yasa yararına bozma başvurusunun reddine karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu kanaatine ulaşılmıştır.

Kanun yararına bozma isteklerinin 5271 Sayılı C.M.K.nın 309/4-d maddesi kapsamında kaldığı, hukuka aykırılıkların bizzat Dairece giderilmesi gerektiği, yasa yararına bozmanın, kesinleşen hükümde, verildiği zaman yürürlükte bulunan usul ve maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesi ile sınırlı olduğu, sonradan gerçekleşen yasa değişikliklerinin Yargıtay”ca yasa yararına bozma gerekçesi yapılamayacağı hususları de göz ardı edilmiş ise; bu konuların bu aşamada tartışılmasında yarar görülmeyip, sadece işaret etmekle yetinilmiştir…”,

Gerekçeleriyle itiraz yasa yoluna başvurularak, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 23.9.2010 gün ve 8070 -6827 Sayılı kararının kaldırılması, Adalet Bakanlığının yasa yararına bozma isteminin reddine karar verilmesi talep olunmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, Yasa yararına bozma konusu yapılan hükümün kesin nitelikte olup olmadığı ve buna bağlı olarak da, hükümün kesinleşip kesinleşmediğinin belirlenebilmesine ilişkindir.

İncelenen dosyada; sanığın 5237 Sayılı T.C.K.nın 105/1, 62. ve 52 maddeleri uyarınca 75 tam gün karşılığı 1.500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, adli sicil kaydındaki hükümlülüğü sebebiyle cezanın aynı Yasanın 58/6. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, mükerrir sanık hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına kesin olarak karar verildiği, verilen hükmün, sanığa tebliğini müteakip kesinleştirilmesinden sonra da yasa yararına bozma konusu yapıldığı anlaşılmaktadır.

Yasa yararına bozma olağanüstü yasa yolu 5271 Sayılı CYY’nın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiş olup, 309. madde uyarınca, hakim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükümün Yargıtay’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükümün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak, Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay”ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.

Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.

Görüldüğü gibi yasa yararına bozma kurumu istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen hakimlik veya mahkeme kararlarına karşı başvurulabilen olağanüstü bir yasa yolu olduğundan, öncelikle kesinleşmiş bir hüküm veya kararın olması gerekmektedir.

Yerel mahkeme hükmü, kesinleştiğinden bahisle yasa yararına bozma konusu yapılmış ise de, incelenen hükümde kesin nitelikli 1.500 Lira adli para cezasıyla birlikte adli sicil kaydındaki hükümlülüğü sebebiyle cezanın aynı Yasanın 58/6. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, mükerrir sanık hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına da karar verilmiştir.

Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında da vurgulandığı üzere, gerek mahkumiyete ek, gerekse bağımsız olarak hükmedilen güvenlik tedbirleri, kesin nitelikteki hükümlere de her yönüyle temyiz edilebilirlik niteliği kazandıracaktır. Sanık hakkında uygulanan tekerrür konusu, 5237 Sayılı T.C.K.nın, birinci kitabının üçüncü kısmında, “güvenlik tedbirleri” başlığını taşıyan ikinci bölümünde yer almakta olup, 58. maddede, mükerrirler hakkında, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirileceği öngörülmüştür. Her ne kadar tekerrür hükmünün maddi ceza hukuku yanı bulunsa da bir güvenlik tedbiri olarak düzenlendiğinde de kuşku bulunmamaktadır. Somut olayda sanık hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmesi karşısında, güvenlik tedbirine hükmedilmiş olması sebebiyle hükümün temyizi olanaklı olup, yerel mahkemece hükümün kesin nitelikte olduğunun belirtilmesi ve bu yanılgılı yasa yolu bildirimiyle sanığa tebliği isabetsizdir.

Tebliğe rağmen sanık tarafından temyiz edilmemiş olmasının hükümün kesinleşmesini sağlayıp sağlamayacağına gelince,

Ceza Genel Kurulunun 29.5.2007 gün, 114-113; 26.5.2009 gün ve 50-130 Sayılı kararları ve diğer birçok kararında vurgulandığı üzere; 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 40/2, 5271 Sayılı CYY”nın 34/2, 231/3, 232/6. maddeleri gereğince, hüküm ve kararlarda, başvurulacak yasa yolu, süresi, başvuru yapılacak merci ile başvuru şeklinin anlaşılabilir nitelikte açıkça gösterilmesi zorunludur. Bunlardan bir veya birkaçının eksik ya da hatalı gösterilmesi CYY’nın 40. maddesi uyarınca eski hale getirme nedenini oluşturmaktadır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, temyiz yasayolu açık olan hükümün kesin nitelikte olduğu belirtilerek, yasa yollarına başvuru hak ve yetkisi bulunanlar yanıltılmış, yoklukta verilen hüküm, bu yanılgılı yasa yolu bildirimiyle sanığa tebliğ edilerek kesinleştirilmiştir. Kararın, geçerli yasayolu bildirimini de içeren meşruhatla birlikte sanığa tebliğ edilmesi, tebliğden sonra sanığın temyiz yasa yoluna başvurması halinde temyiz incelemesinin yapılması, başvurmaması halinde ise kesinleşen karardaki hukuka aykırılıkların yasa yararına bozma yolu ile incelenmesi zorunlu olup, Özel Dairece, henüz kesinleşmemiş olan hükme yönelen yasa yararına bozma başvurusunun reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.

Bu itibarla Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüyle Yargıtay 5 Ceza Dairesinin 23.9.2010 gün ve 8070-6827 Sayılı kararının kaldırılması, Adalet Bakanlığının yasa yararına bozma isteminin bu aşamada reddine karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle,

1-) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2-) Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 23.9.2010 gün ve 8070-6827 Sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,

3-) Adalet Bakanlığı”nın yasa yararına bozma isteminin bu aşamada REDDİNE,

4-) Dosyanın, Ceza Genel Kurulunca kabul edilen ilkeler doğrultusunda işlem yapılmak üzere mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.11.2010 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

14. CEZA DAİRESİ

E. 2011/7453

K. 2012/3116

T. 15.3.2012

• CİNSEL TACİZ SUÇU ( Evine Doğru Giden Mağdureyi Evine Kadar Israrla Takip Eden ve Numarasını Kağıda Yazarak Vererek Sırnaşıkça Hareketlerde Bulunan Sanığın Eyleminin Bu Suçu Oluşturduğu )

• MAĞDURENİN EVİNE KADAR TAKİP EDİLMESİ ( Cinsel Taciz Suçunun Oluştuğunun Gözetileceği )

• TAKİP ( Mağdureyi Evine Kadar Israrla Arkasından Takip Eden ve Numarasını Kağıda Yazıp Veren Sanığın Eyleminin Cinsel Taciz Suçunu Oluşturduğu )

5237/m.105

ÖZET : Evine doğru giden mağdurenin arkasından arkadaşıyla birlikte gelip mağdureyi evine kadar ısrarla takip eden ve yazdığı kağıdı mağdureye verip “beni bu numaradan ararsın” şeklinde sırnaşıkça hareketlerde bulunan sanığın eylemi cinsel taciz suçunu oluşturmaktadır.

DAVA : Cinsel taciz suçundan sanık İ. C.’nin yapılan yargılaması sonunda; beraatine dair Bartın Sulh Ceza Mahkemesinden verilen 14.05.2008 gün ve 2008/216 Esas, 2008/511 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtayca incelenmesi katılan vekili tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Daha önceden sanığı tanımayan ve sanığa iftira atması için bir neden bulunmayan mağdurenin aşamalardaki istikrarlı beyanları ve bu beyanları doğrulayan tanık Emine’nin anlatımları, sanık tarafından mağdureye verilen telefon numarası yazılı olan kağıt parçası, sanığın tevilli ikrarı ile tüm dosya kapsamından; olay günü saat:13:00 sıralarında evine doğru giden mağdurenin arkasından arkadaşıyla birlikte gelip mağdureyi evine kadar ısrarla takip eden ve yazdığı kağıdı mağdureye verip “beni bu numaradan ararsın” şeklinde sırnaşıkça hareketlerde bulunan sanığın eylemi cinsel taciz suçunu oluşturduğu halde, olaydan 2 ay sonra kovuşturma aşamasında temin edildikleri anlaşılan tanıkların oluşa ve dosyaya uygun düşmeyen anlatımlarından hareketle sanığın beraatine karar verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK.nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 15.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

14. CEZA DAİRESİ

E. 2011/7732

K. 2011/1479

T. 27.10.2011

• CİNSEL TACİZ ( Sanığın Katılanla Uzun Süreli Bir İlişkisi Olduğu/Söz Konusu Mesajları Katılanın Bilgisi ve Rızası Dahilinde Gönderdiği ve Olumlu Cevaplar Aldığı – Eylemin Hukuka Uygunluk Kapsamında İşlendiği )

• HUKUKA UYGUNLUK NEDENLERİNDEN OLAN MAĞDURUN RIZASI ( Cinsel Taciz/Sanığın Katılanla Uzun Süreli Bir İlişkisi Olduğu – Söz Konusu Mesajları Katılanın Bilgisi ve Rızası Dahilinde Gönderdiği ve Olumlu Cevaplar Aldığı/Sanığın Beraatine Karar Verileceği )

• RIZA ( Cinsel Taciz/Sanığın Katılanla Uzun Süreli Bir İlişkisi Olduğu – Söz Konusu Mesajları Katılanın Bilgisi ve Rızası Dahilinde Gönderdiği ve Olumlu Cevaplar Aldığı/Sanığın Beraatine Karar Verileceği )

5237/m.26,105

ÖZET : Cinsel taciz suçunda; bilirkişi raporlarında, sanığın telefonlarında, katılanın telefonundan gönderilmiş cinsel içerikli bir kısım mesajların bulunduğunun belirtilmesi, HTS raporlarının da tespit edilen bu mesajların katılan tarafından gönderildiğinin doğrulanması, ayrıca sanık ile katılan arasında karşılıklı olarak yargılamaya konu taciz eylemlerinin gerçekleştiği iddia olunan dönemi de kapsayacak şekilde uzun süredir devam eden çok sayıda mesajlaşma bulunması karşısında, sanığın söz konusu mesajları katılanın bilgisi ve rızası dahilinde gönderdiği ve gönderilerine olumlu cevaplarda aldığının anlaşıldığı, dolayısıyla eylemin hukuka uygunluk nedeni kapsamında işlendiği gözetilmelidir. Sanığın beraatine karar verilmelidir.

DAVA : Cinsel taciz suçundan sanık E. K.’nin yapılan yargılaması sonunda; atılı suçtan mahkumiyetine dair Bakırköy 6. Sulh Ceza Mahkemesinden verilen 17.6.2008 gün ve 2007/176 Esas, 2008/399 Karar sayılı hükümün süresi içinde Yargıtayca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan, dava evrakı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelendi.

Sanık müdafiin duruşmalı inceleme talebinin, sanığa tayin olunan cezanın miktarı nazara alınarak ve 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek C.M.U.K.nun 318. maddesi uyarınca reddiyle incelemenin duruşmasız yapılmasına karar verilerek gereği düşünüldü:

KARAR : Sanığın, gönderilen mesajların katılanın mesajlarına cevap mahiyetinde olduğunu söyleyip rızaya dayandığını ileri sürerek, kullandığı iki ayrı telefonu katılanın açtığı tazminat davasının görüldüğü hukuk mahkemesine ibraz etmesi, bu mahkemece alınan bilirkişi raporlarında, sanığın telefonlarında, katılanın telefonundan gönderilmiş cinsel içerikli bir kısım mesajların bulunduğunun belirtilmesi, HTS raporlarının da tespit edilen bu mesajların katılan tarafından gönderildiğinin doğrulanması, ayrıca sanık ile katılan arasında karşılıklı olarak yargılamaya konu taciz eylemlerinin gerçekleştiği iddia olunan dönemi de kapsayacak şekilde uzun süredir devam eden çok sayıda mesajlaşma bulunması karşısında, sanığın söz konusu mesajları katılanın bilgisi ve rızası dahilinde gönderdiği ve gönderilerine olumlu cevaplarda aldığının anlaşıldığı, dolayısıyla eylemin T.C.K.nun 26/2. maddesinde öngörülen hukuka uygunluk nedeni kapsamında işlendiği gözetilmeden, sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu sebeple yerinde görülmüş olduğundan, hükümün 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek C.M.U.K.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 27.10.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: